Orhan Pamuk’un “Sessiz Ev” adlı romanından bir kesit tiyatro veya skeç olarak sahnede canlandırılabilecek bir hale getirilmiştir. Roman ile bire bir uyuşmamaktadır. Ancak roman karakterleri ve mekanlar sahneye uygun olarak düzenlenmiştir. Lise öğrencileri için roman üzerinden not almanın en etkileyici ve en pratik yolu olabilir. Bizzat bir tanıdığım için hazırlamış olduğum bu monolog onun güzel not almasında etkin rol oynamıştır. Skeçte monologların arasına yazar ve okuyucu görüşü de eklenmiştir. Yani bir oyuncu canlandırırken diğer iki oyuncu da yazar ve okuyucuyu canlandırmalıdır. Skeç 3 kişidir, arttırılabilir.
Sahne : Metin dışarıdadır. Anadol marka arabası vardır.
Yakınlarda oturan arkadaşı Vedat’a gider. Kapısını çalar;
Oyuncu : Selamın aleyküm. Nasılsın? Çok şükür iyiyiz bizde. Kardeşim işin yoksa denize girelim diyecektim. Öyle mi? Tamam kardeşim işine bak sen. Hadi görüşürüz Allaha emanet ol. Zaten canım da istemiyordu. Ee madem zengin bir babam yok ben de gider ders çalışırım, tabi yapacak başka bir şey bulamazsam. Kaymakamlıktan istifa etmese ne olurdu sanki… Turgay’ı çağırsam; o da şimdi basketbol oynuyordur. Nilgün? O da tam komünist! Faruk desen içmekten ve şişmekten başka bir işe yaramayan umutsuz bir uyuşuk. Sanırım yalnızım bu gün…
Oyuncu donar yazar ve okuyucu canlanır;
Yazar : Ben yazar olarak bunları yazarken sağ görüşü de sol görüşü de ne yermek ne de yüceltmek istedim. Her iki kesiminde ne denli zararlı olabileceğini bu memlekette Atatürk çizgisinin dışında bir görüşün yanlış olduğunu belirtmek istedim. Ne olursa ve kim olursa olsun insanın yalnız kalabileceği vurgusunu yaptım.
Okuyucu : Ben okuyucu olarak herhangi bir siyasi içerik almadım. Karakterin yalnız kalmasının nedenini kendi egosu yüzünden olduğunu düşünüyorum. Bence yazar karakterini gereksiz bir bunalıma sokmuş.
Metin arabasına biner ve başka bir arkadaşı olan Alparslan’a doğru ilerler. Yolların kenarından tek tük yürüyen insanlar vardır. Vardığında Alparsan’ın yanında bir bayan vardır. Araçtan iner selam verir. Bir süre sohbet ederler. Metin bayana aşık olduğunu düşünür. Daha sonra saçma, çocukça bir düşünce olduğu kanısında varır. Sohbet ilerlerken bayanın marka merakını fark eder. Bayan sürekli Lewis pantolondan, Omega saatten bahsetmektedir. Bu sırada Fikret motor ile gelir. Metin kendini kanıtlamak için ezberden çarpım yeteneğinden bahseder. Sorular sorulur, metin cevaplar. Bayan bir anda “Sahiden inek gibi ezberlemişsin!” der. Metin bu duruma bozulsa da belli etmez, sadece gülümser. Metin bayandan nefret eder ancak bir süre sonra “Büyük aşkların, nefretle başlayabileceği” aklına gelir. Kafası karışır.
Yazar : Ben yazar olarak Metin’in burada boşlukta olduğunu anlatmak istedim. Kafasının karışmasının nedeninin duygusal olmadığını, bilhassa duygusallıktan uzak olduğu için gerçekleştiğini vermek istedim.
Okuyucu : Ben okuyucu olarak Metin’in yalnız kalmasının daha uygun olacağını düşündüm. Böyle bir karakter yalnız kalmaya alışkın olmalıydı, bence arkadaşlarına ihtiyacı olmamalı.
Orhan PAMUK - EYLÜL
Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
“Yazın bittiği her yerde söylenir”se
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir

her yerde
yaz biter kadın giderse

bunun sonu şiirdir

yazın sonu şiirdir

şiirdir aşkın sonu…
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir

yazın peşinde şehir

kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmişti

şiirse haziranda
kadın tarafından terkedildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme

şiirdir söylenir

yazdır biter

kadındır gider
Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!
